
Tanrı dünyayı 7 günde yarattıysa her şeyi İKEA'dan satın almıştır diye düşündüm dün. Ucuz ve pratik sonuçta. Ee kiralık bir dünya, öğrenci evi hayatlar...
Bu dini duygularım İKEA'nın bulunduğu Meydan alışveriş mekanındaki kutsal kalabalığı görünce daha da kuvvetlendi. Sonuçta bunca insan, "meydan lan burası" diye cumhuriyet mitingi yapmaya gelmiş olamazdı. Ortada bayrak falan da yoktu. Olay, ucuz iftar sofrasıydı. Komün stilinin kapitalizm ile eşsiz harmonisini pekiştiren 0.75 kuruşluk dondurmalardı. 350 liraya 350 parça yap-boz çeyiz sandıklarıydı.

Somon balığı ile orucunu açanlar daha sonra meydandaki geleneksel ramazan eğlencesini dinlemeye gitmişti. Sahnede ucuz televizyon dizilerinden tipini bildiğim ama adını bilmediğim bir tiyatrocu vardı. Önce ramazanı kutladı, sonra dinden, imandan bahsederken laf arasına Starbucks'da kahve içtim, Mudo'dan don aldım gibi espriler yerleştirdi. Bir tarafta termoslarını getirmiş aileler, diğer tarafta "orucu açtık iki dakka milletin gıçına bakakh" diyerekten kendi ramazan çadırlarını kuran converse'li konservatif gençler... Herkesin karnı tok, her şey hoş derken, sahnedeki tiyatrocu adam, Bülent Ersoy ile ilgili gazino anılarını taklit yaparaktan anlatmaya başladı. Yok bir gün Bülent Ersoy "beni mıncıklamazsanız şarkı söylemem" demiş yok bi gün siki bacağına deydi diye huylanmış, hala küçük bülenti kavanozda saklıyomuş. Ee hani ramazandı? Günahtı? Oruçtu? Ee bu ne perhiz, bu ne çükümül turşusu? Sırada ne var hacivata sakso çeken karagöt mü? diye yerimden kalktığım sırada "İbneler çok komik lan, size yarın da Zeki Müren'i anlatıcam" diye sahneden alkışlar ve kahkahalar eşliğinde indi tiyatrocu adam.
Yani, eşcinseller canavardır, yoldan sapmıştır ama onlar komiktir. Cinsel tercih, Street Fighter'da ki Blanka'yı seçmek gibi bir şeydir.
Bunca eğlence yeter, kendime yemek için bir şeyler alıyım diye Alman süpermarket zinciri REAL'de günümü tamamlamak istedim. Çünkü ramazanda gündüzleri dışarda yemek yerine dayak yemek istemiyordum. İçki standındaki kız, "bu absinthe için kaşık satıyo musunuz?" sorusuna "pipetlerin yanında plastik kaşıklar var, az ileride" diye karşılık verince kasalara doğru yöneldim. Alaman süpermarket zinciri REAL alamayan da alsın diye her yere promosyon ürünler koymuştu. Ramazan geldi diye kafası koparılmış kafir noel babalar 0,99 kuruş iken, kutsal ve dini kitaplar alanlara promosyon olarak imam nikahlı kuma hediye ediliyordu.

Sonunda evdeydim. Neyse ki iftar vaktinde herkes yemek katındayken, yatakların üzerinde uygunsuz yakalanmaktan yahut içki standının önünde dolaşırken meydanda linç edilmekten kurtulmuştum. Yine de psikolojim ciddi bozulmuş olmalı ki kendimi Digitürk + puanlarla Recep İvedik 2'yi satın almaya çalıştığım sırada, telefondaki robot şiveli telesekreterle dedikodu yaparken buldum. Her şey soyadımı aksanlı okumasını seksi bulmamla başlamış ve bana kahve falı bakarken "sana kabaran bişe var" demesiyle sonlanmıştı sanırım. Filmden sonra uyumak için televizyonu açtığımda bu akşam makineyle yaptığım phonesex'ten bir çocuk peydahladığımı gördüm. İsmi Yasin'miş, bayrakla harmoni içersinde duran ulu önder şahidim olsun ki.


























